301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
24 Ocak 2019 - Perşembe 16:34
 
BANA BİR MASAL ANLAT
OYA ŞAFAK
info@ruhumveben.com.tr
 
 

Küçükken ne güzelde masallar dinlerdik. Büyüklerin bizlere anlattıkları masallarla büyüdük. Her masalın sonu güzel bitiyordu. Bütün sevenler kavuşuyor, her hikayenin sonu mutlu sonla tamamlanıyordu. Çocuktuk bilmiyorduk.

Büyüdükçe çocukken bize anlatılan masalların gerçek dışılığını yaşamaya başladıkça kurduğumuz bütün hayaller “kumdan şatolar” devrildi ve suyun altında kaldı. Peki ne oldu da biz derin bir uykudan uyandık. Başka bir soru biz gerçekten uyandık mı?

         Masallarla uyutulan çocuklardık.

         Büyüdük kendi kendimizi uyutmaya devam ettik.

         İşi girdik verimsiz bir ortama katlandık, belki tacizlere “evet” dedik..

         Haksızlığa uğradık ses çıkarmadık.

         Çıkar kavgalarının içinde bir ömrü tükettik.

         Evlendik eşimiz, ailemiz arasında kaldık.

         Aslında biz hep çocuk kalmak istedik.

Ergen ve bireysel danışanlarda en çok gördüğüm şey kafayı sorunların içine gömüp, gerçek dışı bir dünyanı- gerçek dışı hikayesi içinde kaybolunan, yitirilen-ertelenen yaşamlar.

Ebeveyn, ebeveyn olmayı bilemeden çocuktan sorumluluk bekler. Aslında vermediği bir şeyi çocuktan almayı diler. Çocuk öğretmeninden çalışmadan yüksek not bekler. Öğretmen gerekli donanıma sahip olsa da her zaman yeteri kadar vermeden almak ister. Yönetici itaat bekler. Kendi saygı duymadan saygıyı ister.

         Yaşam beklemek ve istemek arasında gelip geçer.

         Ya “VERMEK”..

         Koşulsuzca verebilmek. Sorgulamadan sadece “VERMEK”.

Bizim kültürümüz “Vermek” üzerine bir kültürken nerede unutup doğamızı sürekli almanın derdine düştük. Koşulsuz veren “anne” derler. Anne de çocuklarından o kadar çok şey bekler ki..

Danışanlarım ile çalışırken en çok dikkat ettiğim şey kişinin kendine yaptığı yolculuğu, yine kişinin kendi diliyle karşıya aynalamaktır. Aslında “verdiğini” zanneden kişilere kendi “beklentilerini” göstermektir. Hepimiz kendi masalımızın içinde “yitirilen-ertelenen yaşamlar” yaşıyoruz.

Hepimiz bireysel bir yolculuktayız. Önce birey olmayı öğrenip sonra toplum olmaya geçiyoruz. Önce “ben” olup, sonra “biz” oluyoruz. Hiçbir ilişki “ben” olmadan “biz” olamıyor. Bu yüzden aldığımız kadar vermeyi de öğrenmemiz lazım.

         Sevgili Gestalt Terapisi hocam Hanna Nita Sherler der ki:

         “Give away”. “VERMEK”.

         Vermek doğanın içinde doğanın kendi dengesiyle uyumlanmak demektir.

         Vermek demek doğanı tanımak, yaşama güvenle temas etmek demektir.

         Vermek demek “biz” demek, paylaşmak demek..

         Unuttuğumuz Ata mirasımızı hatırlamak en büyük dileğimdir.

Bir masal anlatmaya çalıştım bugün size.. Aslında hepimizin doğasında olan unuttuğumuz bir masal. Uyuduğumuz derin uykudan birey olarak uyanıp toplum olarak yolumuza devam edelim.

         Hannibal’in dediği gibi..

         “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız.”

         Karar sizin…

 

Oya Şafak

Aile Danışanı

Ergen & Bireysel & Çift Terapisti

www.ruhumveben.com.tr

info@ruhumveben.com.tr

 
Etiketler: BANA, BİR, MASAL, ANLAT, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı