301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
10 Ocak 2019 - Perşembe 18:03
 
Şimdi ne olacak; Şaşkınlığı(!)
Bilal ÖZKAN
 
 

Evet, şimdi ne olacak.  ABD, nihayet Suriye’den çekiliyor. En azından şifai bir taahhüdü var. Bu saatten sonra çark eder mi? Çıkan gürültüye ve tantanaya bakarsak zor gibi. Ama sonuçta ABD bu. Yarın, taahhüt edilen 100 günün sonunda ‘I’m sorry’ derse, kim ne diye bilir ki? An itibariyle çekileceği üzerine yorumlar yapılıyor.

Kesin rakam bilinmemekle beraber, 4.000 ABD askeri varlığından söz ediliyor. Hemen hemen bir tugay büyüklüğü. Bu kadar askerin çekilmesi sorun değil, hatta çekilmemesi de hiç sorun değil. Eğer gerçekten askeri varlığı bu kadar ise. Asıl sorun yıllardır tahkim ettiği ve meşruiyet kazandırmak adına ‘Suriye Demokratik Güçleri’ denilen ve sayısı şimdilik 40.000 olarak açıklanan birlik.

Evet, Kuzey Suriye’de ABD 4.000 asker çekiyor fakat yerine binlerce tır silahla donatılmış, en az 40.000 kişilik meşruiyeti şüpheli bir güç bırakıyor. O gücü meşrulaştırmak içinde ‘Kürt Halkının güvenliği’ gibi sinsi ve ahlaksızca bir bahane üretmeye çalışıyor. Türkiye’nin net tavrı karşısında hem söylemlerini hem davranışlarını biraz olsun değiştireceklerini tahmin ediyorum.

Karar ilişkin Rusya Devlet Başkanı Putin’in temkinli ve şüpheci yorumu, şu ana kadar ki en makul tavır. Evet, ‘eve dönüş vakti’ geldi dedi Trump fakat dünyanın birçok yerindeki varlıkları için de bu ve buna benzer ifadeler kullandığı çok oldu ABD yönetiminin.

Suriye, konumu itibariyle ABD’nin vazgeçebileceği bir bölge değil. Tek şartla vaz geçebilir, menfaatine uygun daha cazip bir durum ortaya çıkarsa. Örneğin; Rusya’nın Kırım’ı ilhaktan vaz geçmesi. Bu da mümkün değil.

Trump’ın spontane fevri çıkışları ABD bürokratlarını zor durumda bırakıyor. Eğer böyle devam ederse zor olan ikinci dönem başkanlık şansını imkansıza dönüştürecek. Kişisel görüşüm, Trump ile Putin’in kişisel olarak çok iyi anlaştığı yönünde. Biri işe ticari, diğeri de çöplüğüne sahip çıkma saikiyle yaklaşıyor. Rusya’nın ekonomik olarak hali ortada, enerji ihracatı da olmasa bir çöküş yaşaması içten bile değil. Fakat görmezden gelinmeyecek de bir askeri gücü var. Müttefikleri ile paylaştığı askeri teknoloji var. Rusya ve müttefiklerinin birlikteliği tamamen ABD ve NATO’ya karşı savunma düzeyinde. Yani birbirlerinin ardını kollama vaziyetleri. ABD ise daha saldırgan ve agresif. Trump, olaya pür ticari pencereden baktığı için, durumu bir hayli masraflı görüyor. Fakat şunu bilse bile sık sık unutuyor, yada Don Kişhot vari hamleler yapıyor. ABD, sistemine rağmen hamleler yapmak istiyor ki, buna cüret eden geçmiş başkanların hali ortada.

250 yıllık, çok hafife alınacak bir geçmişi olsa da ABD’nin kuralları kanla yazıldı ve her yasa bir pratiğin ya sonucu yada sebebi oldu. Yani tabiri caizse tırnaklarıyla kazıyarak devletin temellerini attılar. Son derece vahşi ve acımasız temeller üzerine kuruldu ülke. Kurucu erklerin devamı olanlar, geçmişle bağlarını hep diri tutuyor. En çokta ülkenin orta sınıfını oluşturan Cumhuriyetçi Parti seçmen portföyü bu geleneğin sahipliğini yapıyor.

Meşhur, Council on Foreign Relations (CFR) kuruluşunun başkanı Richard N. Haass’ın: ’’İsrail Suriye’ye havadan saldırıyor, Suudlular Yemen’de savaşı sürdürüyor, Türkiye Suriye Kürtlerine saldırıya hazırlanıyor, Esad hala işbaşında, IŞİD yenilmiş filan değil, İran bölgedeki gücünü artırıyor, Rusya ise en etkili yabancı güç olmakta: Amerika-sonrası Ortadoğu’ya hoş geldiniz.’’ İfadesi, Suriye’den çekilme kararına ABD kamuoyunun büyük çoğunluğunun bakışını gösteriyor.

Sanırım, Trump bir kez daha tükürdüğünü yalayacak. Birçok konuda olduğu gibi. Meksika sınırı olayında yaşadığı yenilgi henüz çok taze. Ara seçimler yenilgisi keza yine öyle. 

Elinde hamle yapacağı tek kozu kaldı: Suriye. Onu da eline yüzüne bulaştıracağına bahse girerim.

Unutulmaz olmak isterken, tarihin en nefret edilen ABD Başkanı olma yolunda, Bush’ları bile geçecek hızla ilerliyor. Bakalım daha neler göreceğiz.

 
Etiketler: Şimdi, ne, olacak;, Şaşkınlığı(!),
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
29 Ocak 2019
Adana Mutabakatı
19 Aralık 2018
Neler Oluyor…
04 Aralık 2018
Nereye kadar siyaset…
29 Kasım 2018
Suudi Rejimin meşruiyeti.
27 Kasım 2018
Seçilebilmek ya da Seçilememek
19 Kasım 2018
LİBYA paylaşılırken(!)
12 Kasım 2018
Görmezden gelinen katliam: ‘YEMEN’
05 Kasım 2018
4 Kasım’ın anlamı
30 Ekim 2018
Çöl Davos’u
24 Ekim 2018
İttifak, Müttefik ve diğerleri.
23 Ekim 2018
Bir ‘Kaşık’ suda fırtına!
29 Ocak 2017
Eski yazı
02 Ocak 2017
Ateşkese Doğru…
10 Aralık 2016
Demokrasiyi ‘Başkan’lasakta mı saklasak?
17 Kasım 2016
Ya Devlet Başa…
17 Ekim 2016
Abartıyor muyuz?
15 Ağustos 2016
Beyaz Geceler…
18 Temmuz 2016
Ooo Çocuklar, Bu kez başaramadı…
28 Haziran 2016
Renklerin dili…
17 Mayıs 2016
Dracula Siyaseti.
13 Nisan 2016
Nesli Muhafaza.
11 Mart 2016
Unpredictable
22 Şubat 2016
Güvenlik Şeridi
28 Ocak 2016
Türkiye İran –Yeni Bir Sayfa-
27 Aralık 2015
Paralel Anafor ve Terör
18 Aralık 2015
Hariciye ve İç Politika İhaneti
10 Aralık 2015
Rusya’ya Acem Oyunu…
25 Kasım 2015
Rüştün İspatı…
10 Kasım 2015
Umudun adı…
20 Ekim 2015
Kasım’a 10 kala…
22 Eylül 2015
Geçen haftadan devam...
11 Eylül 2015
Düne dair birkaç söz.
20 Ağustos 2015
Karmaşadan Düzene…
23 Temmuz 2015
Duyarsızlık ortak olmaktır…
26 Haziran 2015
Krizler ve Fırsatlar
12 Haziran 2015
Milli Mutabakat…
03 Haziran 2015
Yüzyılın Seçimi…
26 Mayıs 2015
Spontane yazı…
08 Mayıs 2015
Müsademe-i Efkâr
30 Nisan 2015
Et-tekraru Ahsen Velev Kane Yüz Seksen
25 Nisan 2015
Kaç Demirtaş’tan “Çipras” Çıkar?
Haber Yazılımı