301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
OSCAR Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Yazı Detayı
01 Nisan 2019 - Pazartesi 11:38
 
Tuhaf zamanlar
Bilal ÖZKAN
 
 

Tuhaf zamanlar.

Eric Hobsbawm, Yahudi asıllı, Marksist İngiliz tarihçi. 20. Yüzyıl için aşırılıklar çağı diyor. Geçtiğimiz yüzyıl ‘adı konulmuş’ en az iki dünya savaşı ve sayısız dram bıraktı ardında. Yeni yüzyıl da ona nispet edercesine, kimi eskinin tekrarı kimi de değişen teknoloji ve bilimin ilham verdiği yeni dram ve tuhaflıklarla başladı. Her iki dünya savaşında istatistiği bile tutulamayan kayıplara sebep oldu. Sebepleri ne olursa olsun, Hobsbawm olup bitenleri aşırılık olarak tanımlıyor. 20. Yüzyıla verdiği isimlerden biri de bu ‘aşırılıklar çağı’. 21. Yüzyılı görmeye ömrü yetmedi. Yaşasaydı bu yüzyıla ne isim verirdi acaba? Doyumsuzluk ya da tedenni çağı der miydi?

Mutasavvıflar dünya için kâinatın kalbi derler. Yani manevi âlemde bütün kâinat dünyanın etrafında döner. Bunun hikmeti de eşrefi mahlûk olan insanın dünyada olması. İnsan, hiçbir yaratılmışa verilmemiş olan iradesini hayırda kullandığı nispette meleklerden bile yüksek makamlara ulaşabilme kabiliyetiyle yaratılmış. Tam tersi şerde kullandığında ise yaratılmışların en aşağısı olması da yine kendi ihtiyarında. Yani terakki Allah’ın fazlıyla kulunun yaptığı iyi işleri çoğaltması, tedenni ise kulun yaptığı fenalıkların neticesindeki adaleti mahzadır.

Eğer dünya bütün bu olan bitenlerden dolayı yerle bir olmuyorsa Allah’ın iyi kullarının amellerinden hâsıl olan hayrı ziyadeleştirmesinden başka bir şey değil.

Dünya geçtiğimiz yüzyıldan miras aldığı aşırılıklar çağını devam ettirme gayretinde maalesef. Ve yine üzülerek görüyoruz ki, özellikle ülkemize yakın coğrafyalarda zulüm noktasında ‘acaba bundan beteri var mıdır?’ diyeceğimiz noktalara geliyoruz. Hiç şüphesiz aşırılıkları tetikleyen ülkelerdeki siyasi yapılar. Özellikle Avrupa son yüzyılda teknoloji ve bilimin de avantajıyla görece bir medeniyet tesis etti. Sadece bilim ve teknoloji ile de kalmadı. Sosyal ve siyasal anlamdaki medeni müreffeh yaşamda da dünyanın mihenk noktası olduğu lanse edildi.

Avrupa’nın cilalı ve makyajlı yüzünü sildiğimizde ise asıl görüntü ortaya çıkıyor. Kendi içlerinde farklı olana tahammülsüzlükleri maskeler kapatmıyor. Avrupa’nın genlerinde olan barbarlığın ortaya çıkması an meselesi. Kıta Avrupa’sında, aklıselim olan bilim adamı siyasetçiler bu histeri semptomların zuhuruna engel olmak için ne kadar çabalasalar da bu kez de kolonileri olan ülkelerde patlak veriyor aşırılık ve tahammülsüzlük.

Yeni Zelanda, Avrupa tarafından yapay olarak oluşturulmuş medeniyet prototipi adeta. Aynı Zelanda çok değil bir yüzyıl önce milyonlarca Aborjin’in katliamına sahne olmuş bir coğrafya. Katledemediklerini de dini ve ettik asimilasyona tabi tutmuşlar. Yani Yeni Zelanda’daki Avrupalı gençler genlerini taşıdıkları dedelerinin barbarlıklarını, hatırladıkları ilk fırsatta tekrar ediyorlar.

Bu kadar genelleme insafsız gelebilir. Fakat geçmiş yüzyıllarda dünyanın birçok yerinde medeniyetler(!) inşa eden Avrupa, gittiği her yerde aynı yöntemi izleyince doğal olarak bu genelleme yapılıyor. Sadece uzak Okyanus ülkeleri değil, Asya, Afrika, Amerika aynı akıbete maruz kalmadı mı?

Dünya, Hobsbawm’ın dediği ‘aşırılıklar çağını’ da geçti. Umarız ki, Avrupa ve Onun terbiyesiyle büyüyen ABD, gerçekten insaf ve vicdan sahibi idareciler tarafından idare edilir. Aksi takdirde, bu sefih ve zelil Avrupa ve içinden çıkan ABD insanlığın sonu olacak gibi. 

 
Etiketler: Tuhaf, zamanlar,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
29 Ocak 2019
Adana Mutabakatı
10 Ocak 2019
Şimdi ne olacak; Şaşkınlığı(!)
19 Aralık 2018
Neler Oluyor…
04 Aralık 2018
Nereye kadar siyaset…
29 Kasım 2018
Suudi Rejimin meşruiyeti.
27 Kasım 2018
Seçilebilmek ya da Seçilememek
19 Kasım 2018
LİBYA paylaşılırken(!)
12 Kasım 2018
Görmezden gelinen katliam: ‘YEMEN’
05 Kasım 2018
4 Kasım’ın anlamı
30 Ekim 2018
Çöl Davos’u
24 Ekim 2018
İttifak, Müttefik ve diğerleri.
23 Ekim 2018
Bir ‘Kaşık’ suda fırtına!
29 Ocak 2017
Eski yazı
02 Ocak 2017
Ateşkese Doğru…
10 Aralık 2016
Demokrasiyi ‘Başkan’lasakta mı saklasak?
17 Kasım 2016
Ya Devlet Başa…
17 Ekim 2016
Abartıyor muyuz?
15 Ağustos 2016
Beyaz Geceler…
18 Temmuz 2016
Ooo Çocuklar, Bu kez başaramadı…
28 Haziran 2016
Renklerin dili…
17 Mayıs 2016
Dracula Siyaseti.
13 Nisan 2016
Nesli Muhafaza.
11 Mart 2016
Unpredictable
22 Şubat 2016
Güvenlik Şeridi
28 Ocak 2016
Türkiye İran –Yeni Bir Sayfa-
27 Aralık 2015
Paralel Anafor ve Terör
18 Aralık 2015
Hariciye ve İç Politika İhaneti
10 Aralık 2015
Rusya’ya Acem Oyunu…
25 Kasım 2015
Rüştün İspatı…
10 Kasım 2015
Umudun adı…
20 Ekim 2015
Kasım’a 10 kala…
22 Eylül 2015
Geçen haftadan devam...
11 Eylül 2015
Düne dair birkaç söz.
20 Ağustos 2015
Karmaşadan Düzene…
23 Temmuz 2015
Duyarsızlık ortak olmaktır…
26 Haziran 2015
Krizler ve Fırsatlar
12 Haziran 2015
Milli Mutabakat…
03 Haziran 2015
Yüzyılın Seçimi…
26 Mayıs 2015
Spontane yazı…
08 Mayıs 2015
Müsademe-i Efkâr
30 Nisan 2015
Et-tekraru Ahsen Velev Kane Yüz Seksen
25 Nisan 2015
Kaç Demirtaş’tan “Çipras” Çıkar?
Haber Yazılımı